“Sol Kültür”le Hesaplaşmak
Haziran 16, 2011
Geçenlerde internette gezinirken sol.org sitesinin kültür sayfasında Kemal Tahir ve Attila İlhan hakkında bir yazıya rast geldim. Sosyalist solun bu iki çizgi dışı, özgün
ismi tek bir yazıda ele alınmış: Kemal Tahir ve Attila İlhan’la Hesaplaşmak! Yazının
başlığı bu… Daha başlıkta yazar niyetinin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek
olduğunu ortaya koymuş. Biraz daha taradığımda gene aynı sitede “Tarihin
Romancıdan Çektiği” başlıklı bir başka yazıda Kemal Tahir’in Kurt Kanunu kitabı
üzerinden romancılığının eleştirisini okudum.
Her
ne kadar, edebiyat ve sanat çevrelerinde çoktan kırılmış bulunan “sol dikta,
sol denetim, ambargo veya aforoz kültürü”nün mazide kalan çığlıkları olsa da
bunlar, işbu yazı, o iki yazının yanı sıra, Kemal Tahir hakkında var olan ön
yargılara ve yapılan insafsız eleştirilere genel bir yanıt olması için yazıldı.
Nedir bu eleştiriler?
Kemal Tahir okuyan estetik
körü mü?
Yeteneksiz bir yazar: “…zamanın sol, sosyalist, Kemalist veya
liberal okuru, genelde tam bir estetik körlükle, bunların eserlerini kapışarak
alırdı.” Kelimesi kelimesine böyle yazmış yazar. Estetik körlük… Sanatta beğeni
düzeylerini Stalin’in “sosyalist realizm” anlayışına göre kriterlendirmiş
olanların, Kemal Tahir’in eserlerindeki o muhteşem Orta Anadolu Türkçesinin kullanılış
ustalığını, akıcılığı, köylüler arasındaki diyalogların lezzetini,
karakterlerdeki samimiyeti ve gerçekçiliği görememeleri gayet normal.
Peki
ya şu tavır; romanlarının büyük kısmını, yirmi sekizinde girip kırkında çıktığı
hapishanelerde, etiyle kanıyla, dramıyla var olan Anadolu insanını tanıyarak,
onunla iç içe, gün gün onu gözlemleyerek yazan Kemal Tahir’i, günümüzün sırça
köşklü bazı piyasacı kalemleriyle yan yana koymak ve buradan “piyasacı ve
yeteneksiz bir yazardı” eleştirisi getirmek vicdana sığmakta mıdır?
Bir
parantez; yazıda ve Kemal Tahir’e yöneltilen eleştirilerde Fethi Naci isminin
referans verilmesi ilginç bir ayrıntı aslında. Zira Fethi Naci, Kemal Tahir’in 27
mayıs günlerinde toprak reformu konusunda yazdığı bir yazıdan önce Kemal
Tahir’i ve kitaplarını göklere çıkarmışken, o yazıdan sonra “Kemal Tahir’in
kitaplarını tekrar okumak gerek” diyerek tam tersi bir tutum takınmaya başlamış
bir isimdir. Hatta genellikle kendisi üzerine söylenenlere karşılık vermeyen
Kemal Tahir bu tutuma sert bir cevap vermiştir. Yani sadece bu olaya bakarak
bile, “Kemal Tahir’in romancılığını berbat bulan” Fethi Naci’nin Kemal Tahir
için ne kadar objektif olabileceğini kavrayabiliriz.
Ayrıca
yazar yazısını “şuna bakın ne kılığa sokmuş bizim koca İttihatçı
Abdülkadir’i Kemal Tahir Efendi!” diye bitirirken İttihatçılarla bazı
solcular arasındaki tarihsel/ideolojik kan kardeşliğe yaptığımız vurguyu
doğrular gibi…
Cinselliği çok kullanıyor: Bir okurunun bir internet sitesinde (itü sözlük)
dediği gibi, “Anadolu’da cinselliğin, tutkunun, erotizmin ve fantezinin gralının
olduğunu gösteren yazar”ların önde gelenlerinden birisi olmuştur Kemal Tahir. Ömrünün
on üç yılını hapishanelerde geçiren bir aydın/yazar olarak Kemal Tahir’in Türk
insanını, Anadolu köylüsünü bir çok kişiden daha iyi tanıdığı, analiz ettiği su
götürmez bir gerçektir kuşkusuz. Son yirmi yılda iyice gelişen kitle iletişim
araçlarının yaygınlaşması sonucu bugün ancak daha fazla haberdar olabildiğimiz
bir çok cinsel kaynaklı sapkınlık ve suçları Kemal Tahir romanlarında en yalın,
en gerçek, en insani yanıyla görmek, okumak bu teorimizin en büyük kanıtıdır
oysa.
Dikkatli
bakıldığında ise, “Beş Romancı Tartışıyor” adlı oturumda bir başka usta yazar
Orhan Kemal’in Kemal Tahir için getirdiği “benim memleketimde sadece gavatlar,
pezevenkler, deyyuslar mı var?” eleştirisini ise Yorgun Savaşçı’nın saf ama iyi
niyetli Kör Şaban’ı, Yol Ayrımı’nın aydınlık, olumlu kişisi Selim’i gibi
karakterler yok etmektedir.
İdeolojisi gerici bir yazarmış: Neden? Efendim, Osmanlı’da sınıflar yokmuş!
Bunu söylemek gericilikmiş. Teorinin doğruluğu, yanlışlığı tartışılabilir.
Konumuz bu değil. Konumuz ilerici/gerici kavramlarının içeriği. Bu konu için en
güzel yanıtı Cemil Meriç üstadın satırlarından okuyalım, Bu Ülke, sayfa 82, 83:
”Gerici kim? Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her
namuslu insan gericidir. IV.Murat’a, Süleyman devrine dön diye haykıran Koçi
bey’den Reşit paşa’ya kadar Osmanlı Devleti’nin bütün ıslahatçıları gerici.
Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac
eserini iki ezeli hakikatin ışığında yazar, kilise ve krallık. Dostoyevski
maziye aşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici! Gerici, ilerici…
Düşünce hürriyeti, bu mülevves kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar,
düşünce hürriyeti ve düşünce namusu.”
Politik bir dönemde politikayı
kitaplarına malzeme yapmış popülist bir yazar: Gene Fethi Naci paravan kullanılarak bu
eleştiri sıkça yapılır; efendim kitapları aslında roman olarak beş para
etmezmiş de bir takım siyasi teori ve söylemler içerdikleri için çok tutulmuş
ve okunmuş. Politikayla mesafeli (ve hatta pek kitap okumayan) arkadaşlarıma
önerip Kemal Tahir’i keşfetmelerini sağladığım ve bu yedi arkadaşımın Kemal
Tahir müptelası olması bile bu ucuz eleştirinin ne kadar dayanaksız olduğunun
göstergesidir. Yani günümüz düzeninin edebiyatından fırsat kalırda Kemal Tahir
tekrar hatırlanırsa kitaplarının çok satacağına en azından benim inancım
tamdır. Ayrıca unutulan yalnızca Kemal Tahir değil, Orhan Kemal (kitabı
televizyon dizisi yapılana kadar), A.H.Tanpınar gibi yazarlarda değil midir?
Görüşlerini romanlarıyla
empoze etmeye çalışan adam:
Kemal Tahir’in karakterlerinin ağzından bazı siyasi/tarihi görüş ve tezlerini
okuyucuya sunduğu doğrudur. Bunu zaman zaman abarttığı da doğrudur. “Bu romanda
olmaz” diyenler aynı eleştiriyi Maksim Gorki’nin “Ana”, Jack London’ın “Demir
Ökçe” adlı romanları için de yapıyorlar mı acaba? Yazar onların istedikleri, beğendikleri
görüşleri dillendirtmediği için mi bu öfke yoksa? Bizden birisi yaparsa bu
dekoratif ve karton durmaz, başkası bunu yaparsa -hoşlarına gitmeyen şeyler
okudukları için- tu kaka! Söz temsil Kamil bey, Doktor Münir onların hoşuna
gidecek şeyler söyleseydi, veya köy romanlarında gene onların istedikleri gibi ağaya
karşı direnişe geçmiş emekçi köylü sınıfından falan bahsedilseydi bu kadar
yapmacık bulacaklar mıydı?
Bu
tarz “eğitici-öğretici” diyalogları siyasetle yakın ilişkide bulunan yazarlar
yazmışlardır, yazmaktadırlar. Bu var diye tarihi bir dönemi arka fon yaparak,
belli bir olay örgüsünde karakterlerin ruhsal çözümlemelerini de işleyen edebiyat
eserini edebiyat eserinden saymamak çok insafsız bir eleştiri değil midir?
Ez
cümle, Kemal Tahir’in fikirlerine yapılacak dönüştürücü, yapıcı eleştiriler
daha faydalı olacakken onu böyle toptan bir karalama, yok etme çabasına
girişmek, sanatını, kalemini, üslubunu küçük görmek kolaycılığa kaçmak, fikir
tembelliğinde bulunmak değil de nedir?
Sol
kültür, sol entelijensia Kemal Tahir’i iteledikçe, hele hele futbolcu transfer
ediyormuş gibi “Peyami Safa’yı biz alalım, Kemal Tahir onların olsun” kafasında
gittikçe başta Kemal Tahir olmak üzere İdris Küçükömer, Cemil Meriç gibi özgün
ve değerli isimleri yalnızca milliyetçilerin, dincilerin eline bırakmaya devam
edecektir. Bu noktadan sonra dönüp “bakın gördünüz mü, biz demedik mi, bu
isimleri hep onlar anıyor” demeye hakları yok sanıyorum.
Kemal
Tahir bir Osmanlı/Türkiye gerçeği çizmiştir. “Osmanlı köklerimize mi dönüyoruz”
tartışmalarının yapıldığı şu günlerde solcularımızda bunu okuyabilse…
Önemli bir not: 2010 yılı geride kalırken bu yılın en önemli
kültür olaylarından biriside hiç kuşkusuz, bu yılın Kemal Tahir’in doğumunun
yüzüncü yılı olmasıydı. Fakat bunun başta Kemal Tahir vakfı olmak üzere
edebiyat çevreleri ve kültür bakanlığınca ne kadar önemsendiği, yeteri kadar
değerlendirilip değerlendirilmediği, gerekli anma törenlerinin yapılıp yapılmadığı
tartışma konusu olsa gerek…
Kaynak: Ömer Faruk / Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Bizim Gazete