Kemal Tahir’in Manevi Kızı Ayşegül Durugün Karaköse
Haziran 16, 2011
Geçtiğimiz Perşembe (21 Nisan) büyük Türk romancısı ve düşünür Kemal Tahir’in otuz sekizinci ölüm yıldönümüydü. Ölümünün ardından karısı Semiha hanım ve sevenleri tarafından başlatılan ve geleneksel hale gelen anma toplantılarının da otuz
yedincisi 23 Nisan Cumartesi günü, Şaşkınbakkal Alan sokaktaki evinde Kemal
Tahir Vakfı’nca düzenlendi. (Vakıf defalarca ilgili yerlere sokağa Kemal
Tahir’in isminin verilmesi için müracaat etmişse de ilgililer “güvenlik
gerekçesiyle!” bu talebi geri çevirmişler.)
Manevi
kızı Ayşegül Durugün Karaköse ve eşi Levent Karaköse’nin özveri ve öncülüğüyle
sürdürülen törenlerin katılımcısı az olsa da yazarın oturduğu evin kendisinden
kaldığı gibi aynen korunması başlı başına bir olay doğrusu. Bastonu, hırkası,
küllüğü, gözlüğü… Sanki az sonra kapıdan içeri girecek, masasına oturacak, iki
duman arasında kalın çerçeveli gözlüğünün üstünden size bakacak ve o gür tok
sesiyle hararetli hararetli gene anlatmaya devam edecek… Kemal Tahir eşyanın
ruhunda, kitaplığında, altını çizerek, yanlarına not düşerek okuduğu
kitaplarda, daktilosunun tuşlarında, çalışma köşesinde, koltuğunda yaşıyor
hala. Yıllar bu eve dokunamamış, zaman bu evin dışında akmış gibi… Böyle bir
atmosferde, manevi kızı Ayşegül Durugün Karaköse ile gene Kemal Tahir’den kalma
koltuklara gömülüp başlıyoruz sohbetimize.
Babanızın Kemal Tahir’le
tanışma hikayesinden başlayalım dilerseniz…
Babam
Hüseyin Avni Durugün, dayım ve Kemal Tahir’in kardeşi Nuri Tahir Bahriye’de
sınıf arkadaşı. Yavuz zırhlısı ve Zafer zırhlısında, böyle bir yakınlık
kuruluyor. Daha sonra 1938’de meşhur “donanma davasında” hapse giriyorlar. Ve o
arada da hapse girmeden önce bir şekilde Kemal Tahir’le tanışıyorlar. Böyle
başlıyor ilişkileri… Ondan sonra işte bir hapis hayatı, sürgün hayatı… Babam az
yatmış, beş yıl. Sonra hiç kopmuyorlar. Hatta dayım, babam ve Nuri Tahir üçü
birlikte hapisten çıktıktan sonra atölye kuruyorlar. Kemal Tahir babamın nikah
şahidi oluyor, hayatımızda tabii Kemal Tahir devamlı vardı. Sürekli gidilip
gelinirdi. Böyle ailecek süregelen bir dostluk, güzellik, hoş bir ortam vardı…
Benim isim babamdır Kemal Tahir.
Kemal Tahir’i ilk kez
tanıdığınız, idrak ettiğiniz yaşınız kaçtı?
1966/67,
tam ilkokula başladığım zamanlar… Çok güzeldi o günler… Onun kucağında oturmak,
onun hikayelerini onun ağzından dinlemek… Şimdi bakıyorum da ben çok güzel
insanlarla bir arada olmuşum. Ama çok da şanssızım, çok çabuk kaybettik. Eğer
Kemal dedem hayatta olsaydı belki ben çok daha farklı bi şeyler yapardım. Ben
on üç yaşımdaydım Kemal dedemi kaybettiğimde. Ne kadar, ne alabildim? Ancak
işte kitaplarını okuyarak bi şeyler almaya çalışıyorsunuz.
Çocuk gözleminize göre Kemal
Tahir nasıl biriydi?
Kemal
Tahir öyle höt söt bir adam değildi. Kemal Tahir’in aptallara tahammülü yoktu. Terbiyesizliklere
tahammülü yoktu. Ben çocuktum ama onu görüyordum.
Vakfın geçmişine ve
çalışmalarına değinecek olursak…
Vakfın
kurulmasının sebebi, bildiğiniz gibi Kemal Tahir’in çocuğu yok. Üçüncü
dereceden akrabaların gelip burayı (evini, kitaplığını) talan etmesindense orda
ki değerlerin kaybolmaması adına rahmetli eşi Semiha hanım böyle bir vakıf
kurulmasını talep etti. Kardeşleri de (Nuri ve Ratip Tahir) onay verdi. Vakıf
öyle kuruldu. Vakfın kuruluşunda Cengiz (Yazoğlu) bey de vardı, Nazım Hikmet’in
kız kardeşi Melda (Kalyoncu) hanım da vardı. Vakıf öyle kuruldu. Bu kişiler
ölmeden önce yerlerine geçecek kişileri saptarlar. Nuri Tahir ölünce de yerine
benim geçmemi istemişti, 1985’te. Ondan sonra ben devraldım, yönetime girdim. Melda
hanım ölünce de Murat Erduran, oğlu geldi. Şimdilik bu kadro böyle devam ediyor
ama artık bizimde yaşımız ilerliyor. Vakfın asıl amacı Kemal Tahir’i kendi
evinde kendi yerinde olduğu gibi düz, sade bi şekilde yaşatabilmek… Biz
medyatik değiliz. Amaç Kemal Tahir’in kitaplarının yayın hayatına devam etmesi.
Kemal Tahir’in notlarının, çalışmalarının devamını sağlayabilmek. Bizim için en
önemli şey bu. Herhangi bir para kaygımız yok. Basılan kitaplar kendi kendini
idame ettirsin, yeni çalışmalara yer açabilsin. Bizim amacımız bu. Şu anda sarı
defterleri biz daha hala bitirmiş değiliz. Onlar üzerine çalışmalar hala devam
ediyor.
Medyatik olmak demişken,
edebiyat eserlerinin televizyon dizisi uyarlamaları hakkında
ne düşünüyorsunuz? Yani Kemal Tahir’in eserlerini televizyonda veya beyaz perdede görebilir miyiz? Böyle
teklifler geldi mi?
Öyle
teklifler geldi. Senaryoda çok oynanmıştı. Yaprak Dökümünde olduğu gibi… Tabii
o kadar kötü bir uyarlama değildi ama benzeri ölçüde oynanmıştı. Körduman.
Yanlış hatırlamıyorsam TRT idi. Kitapta olmayan eklemeler yapılmıştı. Biz kabul
etmedik. Yani Kemal Tahir’in eserlerinde biz, reyting kaygısıyla iş yapamayız. Mesela
Esir Şehrin İnsanları’nı yaptılar… Karılar Koğuşu film oldu, gayet uygundu.
Yorgun Savaşçı’nın tiyatrosu oldu, gayet uygundu. Bunlar bizi rahatsız etmedi. Devlet
Ana maalesef maalesef aksadı. Orda bi para savaşı döndü, saçma sapan… Bunun
bizimle hiçbir alakası yok, üstüne basa basa söylüyorum. Vakfın haklarını
koruyan orda bir Onk Ajans var. Sinema Tv Enstitüsü muhataptı, Halit Refiğ
muhataptı, Bülent Ecevit başbakandı, ondan bir talep gelmişti direkt. Biz vakıf
olarak aman Kemal Tahir’in hiçbir eseri bir yere gitmesin derdinde değiliz.
Bitirirken Kemal Tahir’in
yüzüncü doğum yılını geride bıraktık. Yapılan etkinlikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeteri kadar anıldı mı?
Hayır,
vakıf olarak çok fazla bi şey yaptığımızı söyleyemem…
Basın dünyasında muhafazakar
bir gazete olarak bilinen Zaman’ın Kemal Tahir’e kitap ekinde
tam sayfa kapaktan yer ayırması, geçtiğimiz günlerde TRT Arapça kanalında Kemal
Tahir belgeselinin yayınlanması beni şaşırttı!
Bende
eskiden şaşıyordum ama artık şaşmıyorum. Ne yazık ki son dönemlerde Kemal
Tahir’e sahip çıkanlar onlar…
Kaynak: Ömer Faruk / Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Bizim Gazete