Deli Mustafa
Haziran 16, 2011
Obama, 24 Nisan konuşmasında “Ermeniler’i kurtaran Türkler’e” selam göndermiş…
İlk kez oluyor bu… Soykırımı kabul eden ama laf canbazlığıyla soykırım kelimesini ağzına almayıp bizi “memnun eden” Amerikan başkanı, çok şükür ilk kez onları hatırlıyor…
Kimlerdir bu Türkler?
Konya Valisi Celal Bey… Erzurum Valisi Tahsin Bey… Ankara Valisi Hasan
Mazhar Bey… Kastamonu Valisi Reşit Paşa… Basra Valisi Ferit Bey… Yozgat
Mutasarrıfı Cemal Bey… Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali Bey… Müntefek (Basra’ya
bağlı) Mutasarrıfı Bedii Nuri Bey… Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi Bey…
Beşiri (Batman) Kaymakam Vekili Sabit Bey…
Ve komşusunu kaçıran, saklayan, hiç olmazsa çocukları kurtarmak için onları
alıp evlat edinen daha nice isimsiz kahraman… Binlerce Türk ve Müslüman…
Binlerce insan gibi insan…
Ermeniler’i korumanın cezası ölümdü. Bunlardan Ferit, Bedii Nuri, Hüseyin
Nesimi ve Sabit Beyler, Osmanlı gizli servisi Teşkilat- ı Mahsusa tarafından
öldürüldüler.
(Belki günün birinde Abdi, Uğur, Bedrettin, Ahmet Taner Beyler’in, Bahriye
Hanım’ın gerçek katilleri meydana çıkar da bazı gazeteciler de utanırlar.)
Merkezden gelen emirlere karşı çıkanların bir kısmı bunu “örfi”, bir kısmı “insani”, bir kısmı “dini” nedenlerle yapmışlardı. İçlerinde “gâvursuz memleket olur mu
yahu” diyenler olduğu
gibi, “ben Allah’tan
korkarım” diyenler de
vardı.
1915 yılı olayları Türk kamuoyuna ve yeni kuşaklara unutturulduğu için, bu
insanlar da unutuldular.
Buna karşılık, tehcirde birinci derecede sorumluluk altında bulunanlar da “milli kahraman” diye pazarlandılar.
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, direnişçi olduğu için asılmadı. Ermeni kırdığı
için asıldı.
Ama açın bakın, “ilk
milli mücadelecilerden biri” diye
tanıtılır. Sanki Hasan Tahsin…
Bir de Çerkes Reşit Bey var tabii. Diyarbakır Valisi.
Yukarıda andığımız bazı kişilerin ölüm emirlerini veren adam…
İstanbul’da tutuklandı, idam cezası yedi, kaçtı, yakalanacağını anlayınca
Beşiktaş’ta, Fulya tarlasında intihar etti.
Hani, “Yorgun
Savaşçı”nın en başında, Cehennem Topçu Cemil, General Von
Kressensdorff’un armağanı dürbünle, Neriman Hanım’ın evinden bu olayı seyreder
ya…
Kemal Tahir, Reşit Bey’in gerçekte kim olduğunu, ne yaptığını, niçin kaçtığını
anlatmaz, dili varmaz, anlatamaz! Romanın yazıldığı dönemin “şartları müsait
değildir”…
Böylece Reşit Bey de hiç haketmediği “mazlumlar
kervanında” yerini alır.
Açıkça “benim için
Türklük, Hipokrat Yemini’nden önce gelir” demiş olan doktorlarımız da
vardır, tehcirin örgütleyicileri Bahattin Şakir ve Nazım gibi… Bugün de “sigara içeni muayene
etmem” diyen bazı “medyatik” ve fiyakalı doktorlarımız demek ki
buna benzer bir geleneği sürdürüyorlar.
Bir de, Konya Ereğlisi’nden Kökbudak ailesinin reisi Deli Mustafa Ağa gibileri
var… “Ereğli’deki
Ermeniler’i çöle sür”emrini alınca, “ulan,” demiş, “Türk bulgur olsa, pilav
pişirsek, tuz yerine Ermeni’yi koymasak o pilav yenmez! Onlar bu memleketin hem
tadı, hem de tuzudur!”
Kimlerin torunu olacaksınız, karar verin. Hipokrat Yemini’ni tanımayan “okumuş” İttihatçı doktorların mı,
onurumuzu kurtaran “okumamış” Deli Mustafa’nın mı?
Kaynak: Engin Ardıç / Sabah